09 Ocak, 2021

2020 YILBAŞI YEMEĞİ VE FARKLI BİR YILIN UFAK DEĞERLENDİRMESİ


2021 yılına girdik, hatta ilk haftası geride kaldı, ben de arayı daha fazla açmadan, yılbaşı akşamı instagram hesabımdan paylaştığım yılbaşı soframın detaylarını ve bu tuhaf yılın kısa bir değerlendirmesini yapmak istedim. 2020 yılı için ne söylesem bilemiyorum. Bittiğine hep beraber sevindik ama içimizde bir endişe de var, acaba içinde bulunduğumuz koşullar iyiye gidecek mi? Böyle olmasını tüm içtenliğimle dileyerek tarihe not düşmek adına bu yazıyı yazıyorum. 
Aslında 2020 yılı normal başlamıştı, dünyada kendini göstermeye başlayan Covid-19'u duymuştuk ama bizi bekleyenlerden habersizdik, Mart ayı itibariyle önceden hayal bile edemeyeceğimiz, bazen kurgu gibi gelen bir sürecin içine girdik. Hep beraber yeni döneme alışmaya, sağlığımızı hem kendimiz hem de çevremiz için korumaya çalıştık. Yıl öyle böyle geçti, yılbaşı dönemine geldik. 


Yeni bir yıla girme süreci de her zamankinden farklıydı, eski yıllarda olduğu gibi ne dışarıda ne de evde kalabalık bir organizasyon yapma imkanımız yoktu, hal böyle olunca biz de evlerimizde kendi halinde çekirdek aile ile bir kutlama yaptık. Bundan şikayetçi olduğum düşünülmesin, elbette farklı şeyler isterdim ama koşullar ne gerektiriyorsa onu yaptık elimizden geldiğince. Seçenekler kısıtlı olunca planlamak da kolay oluyor tabi, ama evdeyiz diye boş verip yeni yılın enerjisini kaçırmak istemedik. Yine ağacımızı kurduk ve evimizi süsledik. ( Bu arada yıl içinde bizim için en önemli değişiklik ev değişikliği oldu, Ekim ayında aynı bölge içinde taşındık. ) Yılbaşı akşamı için de aynı duygu ile hareket edip, yeni bir yılı karşılamaya uygun özenli bir sofra kurmaya çalıştım, biraz mezenin yanında tavuk ve pilav ile bir menü oluşturdum. İş günü olması nedeniyle yoğun bir programım oldu, ancak biraz ev yapımı biraz dışarıdan takviye ile güzel ve lezzetli bir sofra kurabildik. 


Masam pratikçe hazırladığım bir düzendeydi, çoban püskülü desenli masa örtüsü ve peçeteler ile yine çoban püskülü süsü olan servis tabaklarını tercih ettim. Yemek tabaklarım yine günün anlamına uygun çam ağacı desenli idiler. Masa ortasını mumlarımız, peri ışığımız ve bir kaç farklı boydaki çam ağacını yerleştirerek hazırladım. Peçete halkalarını çatalların üzerine koymak düşünmeden yaptığım, hoşuma giden bir görüntü oldu. Masada dört kişi olunca oturma düzenini karşılıklı yapıp, iki başa da yiyecekleri yerleştirdim.


Menüde neler vardı derseniz; meze olarak, ev yapımı olan havuçlu tarator (yoğurtlu, cevizli havuç salatası), pırasalı börek, kestaneli lahana sarması, kabak çiçeği dolması ve yaprak sarmasından oluşan dolma tabağı (kabak çiçeği ve lahanayı ben yaptım, yaprak sarmasını ise kayın validem getirdi) ve klasik humus, dışarıdan ise yakınımızda olan iyi bir meze dükkanından aldığımız topik, fava, rus salatası ve çiğ köfte vardı. Ana yemekte bütün fırın tavuk ile kestaneli iç pilav ve avokadolu yeşil salata menüye eklendi.


Tatlı olarak özel bir pasta yapmayı planlamıştım ama vakitsizlikten yapamadım, neyse ki evde bir kaç gün önce yaptığım Belem turtası vardı. Bu tatlıyı instagram üzerinden oluşturulan bir grup ile birlikte keyifli paylaşımlar eşliğinde yaptık. Ben de yaklaşan yılbaşını düşünerek birazını yılbaşı için saklamıştım, tatlı tabağımızda ayrıca zencefilli kurabiyeler vardı. Bir de fotoğrafını çekemediğim yine kayın validemin getirdiği ayvalı, bezeli muhallebi olunca benim pastanın eksikliği hissedilmedi. Bu arada son iki gün sıkı bir takip ile peşini kovalasam da karaborsaya düşen panettoneyi almayı başaramadım:) Şakası bir yana yakınımızdaki 2 özel mekanın yılbaşı  döneminde üretiği bu özel lezzeti almak kısmet olmadı, ben alamadan tükenen panettoneler yüzünden evde kendim yapmaya karar verdim, bu hikaye de başka bir blog yazısına kalsın. 



Ana yemekteki tercihim evde hindinin pek sevilmemesi nedeniyle tavuk oldu. Blogda son paylaştığım yılbaşı sofrasındaki hindi gibi hazırladım tavuğumu. Tavuğu kasabımdan temizlenmiş ve  3 kiloluk  olarak aldım. Evde iyice yıkadım, ocakta ütüledikten sonra, bir kez de üzerinden ucu uzun çakmakla geçtim ve kenara aldım. Önceden oda sıcaklığında tuttuğum 150 gr tereyağının içine, 3 diş ezilmiş sarımsak, 3-5 dal taze kekik, fesleğen, biberiye, limon, mandalina ve portakal kabuğu rendesi, tuz ve karabiber ekleyip iyice karıştırdım. Bu karışımı tavuğun derisi ile etinin birleştiği kısmı elimle dikkatlice açarak içeriden her tarafına gelecek şekilde sürdüm, (burada en önemli kısım derinin yırtılmaması) dış kısmından masaj yaparak tüm iç dokuya gelmesi için yaydım. Tavuğun dış yüzeyini de aynı karışıma buladım. Tavuğun iç boşluğuna ise 1 adet dörde bölünmüş soğan, tuz, karabiber, biberiye, kekik ve fesleğen dallarını ve limon ve portakalın kabuklu kısımlarını koydum ( Portakalın dörtte biri, hafifçe suyu sıkılmış olarak, ve limon tamamı hafifçe sıkılmış olarak ) Portakal ve limon suyunu da yine tavuğun üzerine ve içine döktüm. Tavuğun üzerini yağlı kağıt ve temas etmeyecek şekilde alüminyum folyo ile kapatıp 200 derecede ısınmış fırına koydum. 1,5 saat sonra tavuğun üzerini açtım ve tavuğun yanına 2 patates ve 2-3 havucu kabaca doğrayarak ekledim, bu süreçte tepsiye sızmış olan yağı sebzelerin ve tavuğun üzerine büyükçe bir kaşıkla akıttım. Tavuk ve sebzeler 1 saat daha piştikten sonra fırını kapattım. Bu bir saat içinde 2-3 kez tepsideki yağı alıp, tavuğun üzerine akıttım. Tavuğu fırından servise yakın bir zamanda çıkardım, içindeki otları ve kabukları aldım, soğanı da sebzelerin yanına ekledim. Vaktim olmadığı ve evdekiler istemediği için sos hazırlamadım ama bu haliyle de tavuk çok lezzetliydi. Eğer vaktiniz ve isteğiniz olursa tavuk ve sebzelerden kalan suyu güzelce alıp, yağ ve un kavurup üzerine ekleyip, ayrıca varsa tavuk veya sebze suyu ilavesi ve son olarak krema koyarak güzel ve lezzetli bir gravy sos yapabilirsiniz. Aile evimde annem her yılbaşı hindi yapardı, hindiyi önceden haşlardı, hem eti yumuşatmak, hem de pişmesini kolaylaştırmak için, sonra lezzet verecek baharat, salça, yağ vs koyar, büyüklüğe göre bütün veya parçalanmış olarak pişirirdi. Aynı yöntem tavuk için de uygulanabilir, önceden haşlama yaparsanız, çıkan suyu aşağıda yazan pilavda da kullanabilirsiniz.


Pilava gelince, közlenmiş kestane eklenmiş klasik iç pilav idi, mesai bitimi öyle bir telaşla, neredeyse yemekteyiz yarışmalarındaki gibi, hazırladım ki, kötü olacak diye korkarken tam kıvamında çok lezzetli bir pilav çıktı ortaya. 2,5 su bardağı pilavlık pirinci sıcağa yakın ılık su ve biraz tuz ile ıslattım. Bir önceki akşamdan yarım kilodan fazla kestaneyi çizip, önce hafifçe haşlayıp, sonra fırında pişirmiş ve kabuklarını soyup hazırlamıştım. Aynı şekilde çiğ bademleri de sıcak suyla ıslatıp, 3-5 dakika bekleyip hızlıca (çünkü kabuğun rengi bademe geçiyor) kabuklarını soyarak dolaba kaldırmıştım. 3 yemek kaşığı tereyağ ve 2 yemek kaşığı zeytinyağı ısınınca ufak doğradığım bir adet soğanı kavurdum sonra dolmalık fıstığı ekledim, biraz kavrulunca bademleri, sonra önceden suda bekletip süzdüğüm kuş üzümleri ve kuru kayısıyı (kayısıları doğrayıp ufaltmıştım) ekledim. Sonra iyice yıkadığım pirinci ekleyip biraz daha kavurdum, son olarak kestaneyi, tuzunu ve suyunu (4 su bardağı sıcak su) ekleyip, kapağını kapatıp pişmeye bıraktım. Suyunu çekince ve göz göz olunca ocaktan alıp, 1 çay kaşığı tarçın, 1 tatlı kaşığı yenibahar ve 1 çay kaşığı karabiber ekleyip karıştırdım, servis tabağına aldığımda üzerine bir de nar taneleri ekledim, narımı da önceden ayıklayıp, buzdolabına kaldırmıştım. 


Tavuk ve pilavın yanına roka ve mevsim yeşilliklerinden oluşan bir salata hazırladım, salatanın tek özelliği sosuydu, çok sevdiğim ballı, hardallı sosu hazırlayıp, domates ve avokado eklediğim yeşilliklerin üzerine döktüm, yemeğin yanında ferahlatıcı bir tat oldu. Uzun uzun anlattım ama akşam çok hızlı geçti, mezeler ve yemek sonrası biraz masayı toplayıp, çayımızı demledim. Bu arada akşam yemeği sırasında mumlardan biri masaya devrildi ve tüm sıvı mum örtüye aktı, hemen peçete ile fazlasını aldım ve kurumaya bıraktım. Ertesi gün donmuş mumları temizledim ve hafta içi kuru temizlemeciye götürdüm, neyse ki lekeler çıktı:) Bu olay da bu akşamın anılarından biri oldu.


Yeni yılı temiz hava ve yeni enerjilerin girmesini için pencerelerimizi açıp, iyilik ve sağlık dileklerimizle karşıladıktan sonra, tatlılarımız eşliğinde çayımızı içtik ve sonra biraz tombala oynayıp, bolca sohbet ettik. Sohbetimize tüm akşam boyunca nostaljik şarkılar eşlik etti.
2020 senesini olabildiğince iyi kapatıp, yeni yıl için dileklerde bulunduk. Zor geçen yıldan sonra tüm dünyaya sağlık ve mutluluk gelsin, yeni sorunlar çıkmadan, uyum ve huzur içinde yaşayalım inşallah. Herkese 2020'yi aratmayan, güzel hatırlanacak bir yeni yıl dilerim. Lezzetli ve keyifli günler olsun, afiyet olsun...

Devamını Oku...

06 Temmuz, 2020

LİMONLU BADEMLİ KEK - LEMON CAPRESE CAKE - TORTA CAPRESE AL LİMONE








Limonlu Capri keki veya lemon Caprese cake veya torta Caprese al limone, yani yoğun limon aromalı, badem unlu, glutensiz nefis kek...  Caprese cake hayatıma doğal olarak İtalya seyahatlarimde girdi. Şimdi yaşadığımız zamanın en ufak bir belirtisinin olmadığı özgürce seyahat edip, yeni yerleri keşfedebildiğimiz günlerdi. Ailece İtalya'yı çok sevip, fırsat buldukça seyahat ederiz. 2016 yaz sonunda Amalfi kıyılarını ve Capri adasını görme şansına sahip olmuştuk. Amalfi'de kaldığımız tatilimiz boyunca her akşam aynı pastanede (Meydandaki Pansa) oturup nefis tatlıları ile bir şeyler içiyorduk. O günlerde klasik torta Caprese girdi hayatıma, sonraki yıl Roma tatilimde yine tarihi bir işletme olan Caffe Greco'da yine karşımdaydı.



Blogumdaki klasik tarif bu iki seyahat ile oluştu ve hala da çok sevdiklerim arasında yer alıyor. Amalfi tatilimde eve bizimle bir de ufak bir poster geldi, poster diyorum ama aslında eski bir kağıt üzerine yapılmış bir tarif baskısıydı, böyle şeyler pek çok İtalyan şehrinde karşımıza çıkan eski tarz kağıtlar üzerine yapılmış baskı ve el yazısı ürünü üzerine dükkanlarda satılıyor, benimki de Amalfi kıyılarının sembolü olan limon çizimli ve üzerinde  lemon caprese cake tarifi bulunan bir baskıydı. Çerçeveletip mutfağıma astım ama uzun süre bu tarifi uygulama fırsatım olmadı. Bu yılın özel koşullarında evde geçrdiğimiz şeker bayramı için nasıl bir tatlı yapayım derken, eşimin glütensiz bir şeyler tercih etmesi nedeniyle bu tarifte karar kıldım. Çok da doğru bir karar vermişim çünkü nefis bir lezzeti daha kendi usulümce keşfetmiş oldum.

Tarif İtalyan mutfağında aynı zamanda torta caprese bianca olarak da biliniyor, yani beyaz Capri keki, çünkü orjinal caprese kekte bitter çikolata kullanılırken bu tarifde beyaz çikolata kullanılıyor, ben tarifi oluştururken elimdeki poster, eldeki malzemeler ve yaptığım araştırma sonuçlarından faydalandım. Zaten Capri kekini sıklıkla yaptığım için genel tat dengesini nasıl oluşturacağımı biliyordum, üzerine limon aroması için limoncello ve limon da ekleyince tarif oluştu.


Beyaz çikolatayı sade olarak tüketmeyi sevenlerden değilim ama keklere, kremalara çok lezzet kattığını da belirtmem gerekir. Badem, limon ve çikolata bir araya gelince torta Caprese Bianca bizim mutfağın klasikleri arasına girdi. Malzemeleriniz varsa uygulaması kolay bir tarif, limoncello herkesin evinde olacak bir içki değil tahmin ediyorum ama imkanınız varsa evde yapın veya edinmeye çalışın, hiç bulamıyorsanız onsuz da olur ama likörlerin tatlıların lezzetini bir kat daha yukarı çektiğini de bilmenizi isterim. Alternatif bir ürün olarak eğer bulabilirseniz doğal limon aroması da ekleyebilirsiniz. Böylece limon tadı iyice vurgulanmış olur.


Malzemeler: (20 cm'lik kalıp için)

 4 yumurta
- 150 gr tereyağ
- 200 gr beyaz çikolata
- 200 gr badem unu
- 125 gr toz şeker
- 50 gr mısır nişastası
- 50 ml limon suyu
- 3 limonun kabuğunun rendesi
- 2 yemek kaşığı limoncello
- 1 çimdik tuz
- Üzeri için 1 yemek kaşığı kadar pudra şekeri



Yapılışı:

Tereyağını ve beyaz çikolatayı birlikte benmari usulü eritiyoruz. Bu karışım ılınınca limoncelloyu, limon suyunu ve limon kabuğu rendesini ekleyip karıştırıyoruz. Derin bir kasede 4 yumurtayı ve toz şekeri rengi açılana kadar çırpıyoruz ve sonra çikolatalı karışımı ve tuzumuzu ekliyoruz. Daha sonra mısır nişastasını ve 2-3 seferde badem ununu karışıma yediriyoruz.



Kek hamurumuzu tabanı ve kenarları yağlanmış ve tabanına yağlı kağıt kesilmiş kalıbımıza döküyoruz ve önceden ısıtılmış 170 derece fırında 50-55 dakika kadar pişiriyoruz. Pişmeyi anlamak için kürdan testini yapmanızı öneririm. Limon suyu nedeniyle iç dokunun pişmesi zaman alıyor ama kekin üst kısmıda aşırı pişmemeli, bunu sağlamak için kürdan batırıp, gerekirse fırın derecesi biraz düşürerek biraz daha pişirebilirsiniz. Kek tamamen soğuyunca pudra şekerini serpiştirip, üçgen dilimlerle servis edebiliriz.


Ben servis ederken creme fresh kullandım, creme fresh (taze krema diye çevrilen Fransız kökenli fermente krema diyebiliriz) yerine çırpılmış krema da kullanılabilir.  Ayrıca incecik dilimlediğim lime ve normal limon dilimlerini fırında düşük derecede kuruttum ve servis sırasında creme fresh üzerine sapladım, ayrıca evde olan çikolata nanesi yapraklarını da kek dilimlerinin üzerine serpiştirdim. Afiyet olsun...


Devamını Oku...

04 Haziran, 2020

BALKABAĞI SİNKONTA



























Balkabağı sinkontayı duymayanınız azdır diye tahmin ediyorum, malum sosyal medya hayatımıza hayli hakim oldu ve gidemediğimiz, göremediğimiz, tadamadığımız pek çok yeri, şeyi duyup, öğrenebiliyoruz. Sinkonta da bunlardan biri bence, aslında hayli eski ve geleneksel bir yemek olmasına rağmen, zamanla bilinirliği azalmış bir Ege yöresi yemeği, ama çoğu kişinin sinkontayı Alaçatı'daki lezzetli "Asma Yaprağı" restoran sayesinde öğrendiğini düşünüyorum. Ben de çok önceden bir televizyon programında görmüş ve küçük bir kağıda not almışım ama daha sonraki bu lezzete merakımı arttıran "Asma Yaprağı" oldu. Sinkonta özellikle Manisa'da köklerini salmış ama tüm Ege'de yapılan bir kabak yemeği, benim yaptığım gibi balkabağıyla yapılmasının yanısıra Girit kabağı ile de yapılıyor. Ayrıca etli olarak yapılan bir çeşidinin de bayram yemeği olarak yapıldığını duymuştum. Bugün konumuz etsiz olarak fırında pişirilen sinkonta ve ben tarifi balkabağı ile hazırlamayı tercih ettim. 


Malum pandemi nedeniyle evdeyiz ve yemek çeşitlendirmek de ayrı bir beceri, hal böyle olunca gözüme ilişen yazdan kalma butternut squash tipi olan (uzun armut tipli olan kabuğu da turuncu tonlarındaki kabak) balkabağını kullanarak sinkonta yapmaya karar verdim. Tarif kolay ve çok lezzetli;

Malzemeler:

- 1 adet uzun kabak
- 2 adet soğan
- 2 adet tatlı kırmızı biber
- 4-5 diş sarmısak
-1-2 minik acı kırmızı biber (acı sevmiyorsanız koymayın)

Sosu için:

- 1 yemek kaşığı domates salçası
- 1 yemek kaşığı biber salçası
- 3 yemek kaşığı sirke (elma kullandım)
- 1 yemek kaşığı un
- 1/2 su bardağı zeytinyağ
- 1/2 su bardağı su
- 1 çay kaşığı toz zerdeçal
- 1 çay kaşığı karabiber
- Taze kekik dalları veya kuru kekik
-Tuz

Üzerine

- Sarmısaklı süzme yoğurt
- 2 yemek kaşığı zeytinyağı 
- 1 çay kaşığı tatlı toz kırmızı biber


Yapılışı:

Balkabaklarını çok ince olmayacak şekilde ekranda göründüğü gibi doğrayıp fırın tepsisine alıyoruz. Soğanları piyazlık, biberleri irice doğrayıp tepsiye ekliyoruz. Sarmısakları ezip ilave ediyoruz. Derin bir kasede sos malzemelerini  hep birlikte karıştırıp, pütürsüz hale gelince tepsideki malzemelerin üzerine döküp, tüm malzemelere sos gelecek şekilde karıştırıyoruz. Önceden ısıttığımız 180 derece fırında 30-35 dakika pişiriyoruz. Arada gerekirse alt üst yapmak için karıştırıyoruz. Fırın tepsisini yayvan halde pişmesi, üst üste gelmemesi için tercih ettim, pişirme kabınızda buna dikkat etmenizi tavsiye ederim. Balkabakları yumuşak ise ve dış kısım hafifçe çıtırlaşmışsa pişirme tamamdır. Çok fazla pişirip balkabaklarının parçalanıp, püre gibi olmasına yol açmayalım. Ilınınca yemeğimizi servis tabağımıza alıp, üzerine sarmısaklı yoğurt döküyoruz, son dokunuş olarak yağda hafifçe yaktığımız kırmızı biberi gezdiriyoruz. Afiyet olsun.

Devamını Oku...

18 Mayıs, 2020

YANIK CHEESECAKE - SAN SEBASTIAN CHEESECAKE

Yanık cheesecake yani daha bilinen adıyla San Sebastian Cheesecake instagramdan en çok sorulan ve  tarif istenen, siz yapmadınız mı, sizin tarifinizi merak ediyoruz mesajları aldığın 2 tariften biri diyebilirim. Diğer tarifte nedendir bilmem ama profiterol, onu da paylaşacağım merak etmeyin. San Sebastian İspanya'nın Bask Bölgesi'ndeki turistik bir yer, Michelin yıldızlı restoranları ile gastronomi dünyasında önemli bir yere sahip, tursitik cazibesi yüksek bir şehir. Burada La Vina isimli bir cafe/restoran var ve bu cafe'nin yaptığı yanık cheesecake zaman içinde dünya çapında bir lezzet oluyor ve asıl niteliği yanık cheesecake iken bölgenin adıyla anılmaya başlıyor. 

Ben de bir cheesecake meraklısıyım bildiğiniz gibi ve bu cheesecake'i ilk duyduğumda hemen araştırmaya başladım neydi bu kadar lezzetli olmasının sebebi diye. Ekim 2017 daha tüm hesaplar kendi  yanık cheesecake'leri paylaşmamışken tariflerini, İspanyolca dahil pek çok tarifi anlamaya çalışarak kendimce bir çıkarımda bulundum. İlk 2 denemem maalesef istediğim gibi sonuç vermedi, iç doku ve lezzet beklediğim gibi değildi. Araştırmam sırasında karşıma La Vina'nın şefinin bir televizyon programında verdiği tarifte vardı ama bu şekilde de beklediğimi bulamadım. Böyle anlatınca zor bir tarif olduğu düşünülebilir ama doğru birleşimle çok kolay bir tarif olduğunu söylemeliyim, ben doğru oran ve lezzetin peşinde deneye yanıla kendimce ideal oranı yakaladım. Bir çoğunuzun başka tariflere rastladığını ve hatta denediğini tahmin ediyorum ve genelde bu tariflerde krem peynir peynir oranının yarısı kadar veya daha az miktarda krema kullanılıyor. Ben bu şekilde sonucu beğenmeyince, krema oranını arttırarak istediğim kıvamı yakaladım, çünkü yıllardır cheesecake yapan biri olarak kıvamla nasıl oynayabileceğimi biliyordum ve bu şekilde iyi bir sonuca ulaştım.  Ama chesecake o kadar çok popüler olduki, içimden tarif yazmak gelmedi. Mesajlar çoğalınca ben de haftalık kaçamağımızı bu tarife ayırıp fotoğrafladım.

Yanık cheesecake'in en önemli özelliği klasik cheesecakeler gibi bisküvi tabanına sahip olmaması ve iç dokusunun kremamsı olması, yani iç doku sıcakken eksilince akacak kıvamda olması ama buna rağmen üzerinin yanık olması ve lezzetinin karamelimsi olması. Tüm bu özellikleri sağlamak için ilk adım kıvam denemesi oldu benim için. Kremamsı, akışkan dokuyu ayarlamak için krema miktarı ile oynadım ama bu tarif için başka bir lezzet malzemesi olmalı fikrindeyken, çok miktarla şekerle sağlanan karamelimsi tadı, şekeri azaltıp süt reçeli veya yoğunlaştırılmış süt kullanarak sağlamayı denedim ve beklenen lezzeti yakaladım. Ne de olsa süt reçeli de latin kökenli bir tarif ve bu cheesecake tarifinin de içinde olması uygun. Cheesecake'in adını aldığı yanıklık ise yüksek derecede pişirme ile sağlanıyor tahmin edebileceğiniz gibi ancak, bu yüksek ısıyla pişirmeyi kısa süreli yapmak şart, yoksa içteki akışkan doku kaybolabiliyor. Ben pişirme aşamasında da denemeler yaptım, uzun pişirme kesinlikle kötü bir sonuç verdi, önce düşük sonra yüksek de denedim ama böyle de memnun kalmadım, en son kısa süreli ve yüksek ısılı pişirme ile tam kıvamında oldu. Tarifi istediğim hale getirmek için beni yönlendiren detayları anlattıktan sonra tarifi paylaşabilirim. Fotoğraflarda gördüğünüz cheesecake 1 gün buzdolabında dinlenmiş, ama görebileceğiniz gibi orta kısım kremması ve çok yumuşak, eğer pişirdiğiniz gün oda sıcaklığına gelince servis yaparsanız çok daha akışkan olduğunu görebilirsiniz, ben her iki şekilde de servis yaptım, tadı her şekilde güzel, ama dinlenince de ayrı lezzetli oluyor. Gelelim tarifimize;


Malzemeler: ( 20 cm'lik kelepçeli kalıp için)

- 700 gr krem peynir
- 500 gr krema
- 1 su bardağı toz şeker
- 2 yemek kaşığı yoğunlaştırılmış süt veya 1 yemek kaşığı süt reçeli (tarif linklerini ekliyorum)
- 1 yemek kaşığı un
- 4 yumurta
- 1 tatlı kaşığı vanilya özütü

Yapılışı:

Başlamadan önce tüm malzemelerimizi oda sıcaklığında hazır tutuyoruz. Fırınımız da 220 derecede ısınmış olmalı. Krem peynir, un, vanilya özütü ve toz şekeri iyice çırpıyoruz, karışım tamamen homojen olmalı. Daha sonra krema ve süt reçeli veya yoğunlaştırılmış sütü ekleyip karıştırıyoruz. Son olarak da yumurtaları teke tek ekleyip fazla çırpmadan karışmasını sağlıyoruz. Yağlı kağıdı elimizle buruşturup (bu şekilde kalıp içinde daha kolay şekil alıyor) kelepçeli kalıbımızın içine yerleştiriyoruz ve karışımımızı döküyoruz. Isınmış fırımızda 20-25 dakika kadar pişiriyoruz. Benim fırımın için sıcaklık 220 derece iyi geliyor, her fırın için sıcaklık derecesi farklılaşabiliyor o nedenle 5 dakikalık bir aralık verdim, görünüz cheesecake'in üzerinde olmalı ve üst kısım istediğiniz derecede yanık olduysa, hemen fırından alın. Cheesecake fırından alırken iç kısmı tamamen yumuşak ve kalıp içinde sallanıyor olmalı. Oda ısısına gelince buzdolabında 2-3 saat veya 1 gün dinlendirerek servis yapabilirsiniz. Afiyet olsun...






Devamını Oku...

13 Mayıs, 2020

BOL SEBZELİ BURGU BÖREK


Bol sebzeli burgu börek buraya eklemeyi düşündüğüm bir tarif değildi aslında, çünkü evde kalan 2 kabağı, eşimin pazardan aldığı 2 demek ıspanağı değerlendirmek için (çünkü 2 demet yemek için az geliyor) 3 yufka ile hazırlayıvermiştim. Ancak instagram hikayelerinde böreğimin pişmeden önce ve piştikten sonraki hallerini paylaşınca tarif istyen çok oldu, ben de yemeden önce böreğime modellik yaptırdım ve buraya da eklemeye karar verdim. 
Bu börek benim sıklıkla yaptığım bir tarif, evde kalan yeşillikleri değerlendirmek için neler birbirine yakışoyorsa bir araya getirip, farklı şekillerde yufka ile hazırlıyorum, geçen sefer büyük rulo yapmıştım, bu defa burgu yapıp bir tencerede pişirdim. Yanına salata ve çorba ile öğün olmaya müsait, çay yanında çok keyifli. Ispanak yerine pırasa ile olur veya birlikte olur hatta bu karışımlara havuç ekleyebilirsiniz veya başka güzel otlarımızdan olabilir, ben bazen balkabağı bile ekliyorum. Bu arada eğer ıspanak kullanırsanız kök kısımlarını atmayın sakın ben genelde çorbalara katmak için buzluğa kaldırıyorum, bazen ıspanak kökü yemeği yapıyorum ama bu defa sarmısak yoğurtlu nefis bir meze/salataya dönüştürdüm onu da instagramda paylaşacağım.

Yufkaları daha da lezzetlendirmek için elde açma tadı ve görüntüsü veren sirkeli unlu, nişastalı karışımı hazırlıyorum, böylece yufkalar asla kuru kuru tat vermiyorlar. Böreği pişirmek için fırın tepsisini kullanmıyorsam, tabanında da eşit pişirme sağlamak için döküm bir pilav tenceresini veya başka bir döküm fırın kabını tercih ediyorum ama bütün rulo yaparsam tek parça halinde tepside pişiriyorum, bu tarz börekler için cam pişirme kaplarını çok tercih etmiyorum çünkü orta alt kısımlarında pişme çok iyi olmuyor, gerçi fırından da farkedebiliyor bu durum. Neyse gelelim tarifimize...

Malzemeler:

- 3 adet yufka

Börek iç harcı için:

- 2 demet ıspanağın yaprakları
- 7-8 dal taze soğan
- 7-8 dal maydanoz
- 7-8 dal dereotu
- 7-8 dal taze nane
- 1 adet kuru soğan
- 2 adet kabak
- 150 gr ezine peyniri
- Tuz, karabiber ve az pul biber

Yufkaların Arasına:

- 1 yemek kaşığı un
- 1 yemek kaşığı mısır nişastası
- 2 yemek kaşığı sirke
- 2 yemek kaşığı tereyağ 
- 1/2 çay bardağı zeytinyağı

Üzerine:

- 1 yumurta
- Çörekotu veya susam veya haşhaş















Yapılışı:

Önce iç harcımızı hazırlıyoruz. Kabaklarımızı rendeleyip sularını iyice sıkıyoruz, ıspanak yapraklarını irice doğruyor veya elimizle koparıyoruz, taze soğanı, naneyi, maydanoz ve dereotunu da doğrayıp, ufakça doğardığımız kuru soğanla birlikte karıştırıyoruz, ben genelde bu işi elimle yapıyorum ve böylece kuru soğan ve ıspanaklar biraz yumuşayıp sönüyorlar. Sonra peyniri irice rendeleyip ekliyoruz, az tuz, karabiber ve az pul biber ile karıştırıp, harcımızı hazırlamış oluyoruz. 
Ufak bir kasede zeytinyağı ile nişasta ve unu iyice karıştıryoruz ve erittiğimiz ılımış olan tereyağını ve sirkeyi de ekleyip karıştırarak yufkalara süreceğimiz harcımızı da hazırlamış oluyoruz. Artık böreğimizi yapabiliriz.
Yufkalardan birini açıp hazırladığımız yağlı karışımı her tarafına sürüyoruz ve kenarlarından katlayarak büyük bir kare elde ediyoruz, kenarların ortada buluşmasına gerek yok. Köşelerdeki fala kısımlarla orta bölümü de iki kat haline getiriyoruz. Bu şekildeyken üzerine sebzeli harcımızdan bolca serpiştiriyoruz, harç bir yerde toplanmamalı her yerine gelmeli. Sonra yufkayı kenarlarını kapatmadan rulo yapıyoruz ve ruloyu uzunlamasına ortadan ikiye kesiyoruz. Ortaya çıkan parçaları burgu yaparak hafifçe yağladığımız pişirme kabımıza yerleştiriyoruz.  İç harç açıkta kaldığı için ekranda gördüğünüz gibi bir görüntü çıkıyor ortaya. İsterseniz burgu haline getirmeden o haliyle de fırın kabına alabilirsiniz o zaman da pileli börek gibi görünüyor. Tüm yufkayı aynı şekilde hazırladıktan sonra yağlı harcımızın olduğu kaba bir yumurtayı veya sadece sarısını ekleyip, böreğimizin üzerine sürüyoruz, sonra çörekotu, susam veya haşhaş tohumu serpiştiriyoruz. Önceden ısıtılmış 190 derece fırında 50 dakika kadar pişiriyoruz. Ilık olarak dilimleyerek servis yapıyoruz. Afiyet olsun...



Devamını Oku...

05 Mayıs, 2020

MİNESTRONE SOUP / İTALYAN USULÜ SEBZE ÇORBASI


Minestrone soup, yani İtalyan usulü sebze çorbası... Kış ve mevsim geçişleri için çok güzel bir çorba, çünkü elinizdeki sebzelerle yapabileceğiniz ve damak tadınıza göre çeşitlendirebileceğiniz bir tarif. Karantina günlerinde evde dolapta kalmış az miktardaki sebzeleri temizlemek için ne varsa onunla yaptığım haliyle paylaşıyorum sizlerle, sizlerde elinizdekiler ve sevdiklerinizle kendi versiyonunuzu yapabilirsiniz. Tek başına öğün olabilecek yoğunlukta  olan bu çorbanın adının, et veya sebze suyu içinde makarna, pirinç ve sebze ile hazırlanan çorba anlamını taşıyan minestra kelimesinden geldiği yazar pek çok kaynakta. Tarihi çok eskilere dayanan çorbanın İtalya'da çok sayıda çeşidi bulunduğunu, et ile hazırlananlarının da olduğunu ve güney ve kuzey İtalya'nın yapış şekillerinde farklılıklar olduğunu belirterek tarife geçiyorum.

Malzemeler:

-  1 adet patates
-  1 ufak kereviz veya sapı veya birlikte
-  1 adet soğan
-  2-3 diş sarmısak
- 1/2 adet kırmızı biber
- 1 adet yeşil biber
- 2 dal pırasa
- 1 adet kabak
- 2-3 dal taze soğan
- 5-6 çiçek brokoli
- 1 adet havuç
- 1 çay bardağı bezelye
- 1 adet domates
- 1-2 dal defne yaprağı
- 1-2 dal kekik
- 3-4 yemek kaşığı zeytinyağı
- Tuz, karabiber
- Parmesan peyniri
- 2-3 dal taze fesleğen
- 1 çay bardağı haşlanmış barbunya veya fasülye çeşitleri
- 1 çay bardağı sevdiğiniz bir makarna çeşidi

 

Yapılışı:

Zeytinyağımızı tencerimize alıyoruz ve önce kuru soğan, sarmısak sonra taze soğan ve pırasayı ekleyerek kavuruyoruz. Pırasalar biraz sönünce, kereviz, havuç ve biberleri ekliyoruz, daha sonra patatesimizi ekliyoruz. Biraz sotelenince domatesimizi ekliyoruz. Sonra kabak, brokoli ve bezelyemizi ekliyoruz. Daha sonra önceden haşladığımız barbunyayı ekliyoruz. Tuz, karabiber, defne yaprakları, taze kekik ekledikten sonra kaynamış su ekliyoruz. Kıvamı yoğun bir çorba olacak 2-3 su bardağı suyu kıvama bakarak ekleyebilirsiniz. Ben bu sefer koymadım ama klasik minestronelerde makarna veya kuskus da olur. Dilerseniz bu aşamada sevdiğiniz çok iri olmayan bir makarna çeşidini ilave debilirsiniz. Lezzetler bir araya gelecek kadar hep birlikte 10-15 dakika pişirip ocaktan alıyoruz. Çorbamızı üzerine parmesan parçaları, taze fesleğen yaprakları ve varsa fesleğen pestosu ile servis ediyoruz. Afiyet olsun... 



Devamını Oku...

21 Nisan, 2020

BANANA BREAD - MUZLU KEK / EKMEK


Banana bread yani muzlu ekmek. İsmi ekmek olsa da kek havasında bir tarif... Amerikan mutfağından tüm dünyaya dağılmış tarifler arasında ilk sıralara girer sanırım. Çıkış noktasının mutfaktaki malzemeleri değerlendirmek olduğunu düşünüyorum, çünkü tarifin temelini oluşturan malzeme iyice olgunlaşmış muz, yeni kararmış ve artık tüketimi zor olan muzlar. Dün evdeki muzların yenmeyecek kıvama geldiğini görünce bu tarifi uygulamaya karar verdim. Malum evdeyiz ve sıkılan her birey kendini mutfakta tezgahta veya buzdolabında yiyecek bir şey ararken buluyor. Bu nedenle normalde olmadığı kadar kek, kurabiye, börek vb oluyor evde. Bu durum çok iyi olmasa da geçici olduğunu düşünerek teselli buluyorum. 

Banana bread muzlar karardığında aklıma gelen bir tarif oluyor, az şekerli, glutensiz, çikolatalı, çikolatasız, az baharatlı, çok baharatlı denediğim versiyonları oldu ama bu defa bol çikolatalı bir tarif yaptım ve içine koyduğum beyaz çikolata öyle lezzetli yaptıki tarifi pek alışık olmadığım şekilde hemen tarifi yazarken buldum kendimi. Bu kekimsi ekmeğin ya da tam tersi ifadeyle ekmeğimsi kekin kolay tarafı fazla karışıtırmaya gerek kalmaksınız, kuru malzemelerle, sıvı malzemeleri ayrı ayrı karıştırıp, sonra bu iki grubu bir araya getiriyoruz. Yani malzemeniz varsa hemen yapabilirsiniz. Ayrıca tarif için kendinizi malzemelerle kısıtlamayın, elinizde olan malzemelerle evrilmeye müsait bir tarif, yani hindistan ceviziniz yoksa koymayın, ceviz yerine fındık, badem olabilir, hiç olmayabilir, ismezseniz çikolatasız olabilir. yani temel tarifi istediğiniz gibi zenginleştirebilir veya sade tutabilirsiniz. 


Malzemeler:

- 3 yumurta (oda sıcaklığında)
- 3 adet ufak veya 2 büyük çok olgun muz
- 100 gr eritilmiş soğutulmuş tereyağ
- 1/2 su bardağı süt
- 1 tatlı kaşığı vanilya özütü
- 2,5 su bardağı un
- 1/2 su bardağı toz şeker
- 2 yemek kaşığı hindistan cevizi rendesi
- 1 paket kabartma tozu
- 1 çay kaşığı karbonat
- 1 tatlı kaşığı tarçın
- 1 çay kaşığı kakule
- 1 çay bardağı iri cekilmiş ceviz
- 2 yemek kaşığı bitter damla çikolata
- 2 yemek kaşığı beyaz damla çikolata
- Üzeri için hindistan cevizi kurusu

Yapılışı:

Derin bir kasede un, toz şeker, kabartma tozu, karbonat, hindistan cevizi rendesi, tarçın, kakule tel çırpıcı ile karıştırın. Ayrı bir kasede muzları çatalla ezin, ilk başta katı olacaklar ama ezdikçe iyice sıvılaşacaklar. Sonra 3 yumurtayı, tereyağını ve sütü sırayla ekliyoruz ve karıştırıyoruz. Daha sonra sıvı karışımı katı karışımın içine aktarıp, sadece birbiriyle bütünleşecek kadar karıştırıyoruz, fazla çırpmaya gerek yok, ekmekliği biraz buradan geliyor. Son olarak damla çikolatalar ve cevizi ekleyip hafifçe karıştırıyoruz ve önceden yağladığımız ve unladığımız bir kalıba (banana bread genelde dikdörtgen kalıplarda pişirilir, benim kalıbımda 23-13 cm'lik bir kalıptı) döküyoruz. Üzerine isterseniz muz dilimleri ve hindistan cevizi kurusu serpiştirip önceden ısıtılmış  180 derece fırında 50 dakika kadar pişiriyoruz. Oda sıcaklığına gelince dilimleyerek servis yapabiliriz. Afiyet olsun...
Devamını Oku...

19 Nisan, 2020

ÇİKOLATALI ve PANCARLI UNSUZ KEK


Çikolatalı ve pancarlı unsuz kek... Çikolata tamam da pancarla nasıl olur dediğinizi duyar gibiyim. Açıkcası ben de fotoğrafına bayılıp denediğim tarifi yaparken pancar nedeniyle bu kadar çikolatayı ziyan etmem inşallah diye düşünmedim desem yalan olur. Ama keki hazırlayıp masaya getirdiğimde çok iştah açıcı olan görüntüsünün önüne geçti lezzeti. Kekten hiç pancar tadı gelmediği gibi, çok güzel nemli bir doku kazandırmıştı pembe renkli bu topraksı sebze. 
Bu güzek kek başka bir tarif hakkında araştırma yaparken Women's Weekly Food sayfasında tesadüfen karşıma çıktı ve görüntüsünü o kadar beğendim ki hemen deneyeceğim tarifler arasına not ettim. Avusturalya'da bolca üretilen pancar ile farklı tarifler geliştirilmiş, bu nedenle Avustralian Womens Weekly'de rastlamam normal olmalı. Korona nedeniyle evde kaldığımız şu günlerde de hafta sonları özel tarifler yapmaya, tatlı bir kaçamak eklemeye çalışıyorum, bu kek/pasta da bu kapsamda menümüzde yeraldı.



Tarif oldukça kolay, hatta genel mantık olarak daha önce sayfamda paylaştığım "torta caprese" ile çok yakın. Kekle ilgili önemli bir diğer nokta da glutensiz olması. Un olarak fındık veya badem unu kullanılabilmesi, torta caprese tarifimde rafine şeker dışındaki seçeneklerden de bahsetmiştim. Orjinal tarifte fındık unu ile hazırlanmıştı ama evde badem unu olduğu için tarifi badem unu ile hazırladım. Orjinal tariften farklı olarak pancar şekelrlemelerini hazırlarken tane karanfil ekledim, amacım pancarın kendine has aromasını azaltmaktı, işe de yaradığını söyleyebilirim.
En zahmet verecek tarafı pancar şekerlemelerinin yapılması ki aslında zaman alması dışında bu da çok kolay ve kekin tüm havasını farklılaştırıyor bence. Ben bu şekerlemeleri ve pancar püresini bir gün önceden hazırladım ve ertesi gün sadece keki pişirip kremasını hazırlayınca oldukça kolay oldu. 


Tarifimiz şöyle;

Malzemeler:

Kek için:

- 4 yumurta
-1/2 su bardağı toz şeker
- 125 gr tereyağ
- 250 gr bitter çikolata
- 1 su bardağı badem unu
- 1 tatlı kaşığı toz kakao
- 1 tatlı kaşığı vanilya özütü
- 2 orta boy pancar

Krema için:

- 200 ml krema
- 100 gr krem peynir
- 2 tatlı kaşığı pudra şekeri
- 1 tatlı kaşığı vanilya özütü

Pancar şekerlemesi ve şurubu:

- 2 ufak boy pancar
- 1 su bardağı su
- 1 su bardağı toz şeker
- 2-3 tane karanfil
- 1 yemek kaşığı limon suyu

Servis için:

- Nane yaprakları


Yapılışı:

Öncelikle pancar şekerlemesini ve şurubunu hazırlıyoruz. Pancarların kabuklarını soyup, çok ince halka şeklinde dilimliyoruz. Suyu ve toz şekeri bir tencereye alıp kaynatıyoruz, daha sonra pancar dilimlerini ve karanfilleri ekleyip kısık ateşte 20-25 dakika pişiriyoruz buradaki süre pancarlar şeffaf bir görüntü alıncaya kadar diye düşünülebilir.  Fotoğrafta görebilirsiniz. Bu hale gelince yağlı kağıt serdiğimiz bir tepsinin içine tek tek alıyoruz ve birbirine değmeyecek şekilde diziyoruz ve kurumaya bırakıyoruz. Tencere içinde kalan şurubun içine limon suyunu ekleyip, 1-2 dakika sonra ocaktan alıyoruz ve ılınınca karanfilleri de çıkartıyoruz. 
Kekimiz için önce pancarları hazırlıyoruz, pancarları yağlı kağıt ile fırında pişirebilir veya az su ile ocakta haşlayıp ve püre haline getiriyoruz. Ocakta haşlarsanız fazla sulu ise biraz süzdürmeniz iyi olur, püre toplamda 1 su bardağı olmalı. Çikolata ve tereyağını ocakta kısık ateşte eritiyoruz ve ılımasını bekliyoruz. Derin bir karıştırma kabında yumurtaları şeker ve vanilya özütü ile birlikte çırpıyoruz, daha sonra badem ununu ekliyoruz, daha sonra pancar püresini ekleyip karıştıyoruz ve en son çikolata tereyağ karışımını ekleyip karıştırdıktan sonra, 20 cm çapında tabanına yağlı kağıt serilmiş olan kelepçeli kalıba döküyoruz ve önceden ısıtılmış 160 derece fırında 1 saat kadar pişiriyoruz.  


Kek oda sıcaklığına gelince buzdolabında 2-3 saat dinlendiriyoruz. Bu arada kremamızı hazırlıyoruz. Kremayı mikser ile çırpıp koyu bir kıvam almasını sağlıyoruz. Bu süreçte çok hızlı devride çırpmayıp, dikkat etmek önemli çünkü krema sütünden ayrışıp yağ tanecikleri haline gelebilir. Sonra krem peynir, vanilya ve pudra şekerini ekleyip karışmasını sağlayıp, buzdolabında bekletiyoruz.


Tüm hazırlıklarımız bitti ve kekimizi servise hazırlayabiliriz. Önce kekimizi kalıptan dikkatlice çıkarıp tabanındaki kağıttan ayırıyoruz ve bir servis tabağına alıyoruz. Üzerine kremamızı kaşık yardımıyla kalın bir tabaka olarak sürüyoruz. Daha sonra pancar şekerlemelerimizi ve nane yapraklarını serpiştiriyoruz. Son olarak kekimizin üzerine bir çay kaşığı ile pancar şurubumuzdan ince çizgiler  halinde gezdiriyoruz. Dilimleyerek çay ve kahve yanında servis yapıyoruz. Afiyet olsun...


Devamını Oku...

10 Nisan, 2020

PASKALYA ÇÖREĞİ


Paskalya çöreği... Bugün çocukluğumdan bir lezzet ve koku ile buradayım. Çok uzun zamandır yapmamıştım. Paskalya Bayramı’nın yaklaşması nedeniyle bir kaç gündür sosyal medya paylaşımlarımda karşıma çıkıyordu. Kantin kapanana kadar oradan alırdım ama sonrasında özlediğim bir lezzet olmuştu. Acaba sipariş mi versem (@ustunpalmie ‘den) diye düşünürken kendim yapmaya karar verdim. 


Annemin tarif defterinin bir kopyası bende, hatta annem kendininkini kaybetmiş o nedenle asıl oldu, neyse defteri karıştırıp buldum Paskalya çöreği tarifini. Annem teyzemden öğrenmişti ve sıklıkla yapardık, sadece annemin tarifinde damla sakızı yoktu ve genelde ufak porsiyonluk çörekler yapardık. Ben Bozcaada’da yediğim sakızlı çöreklerden sonra, Paskalya çöreğinde sakız da olmalı diye düşünerek annemin tarifinde ufak değişikliklerle ekranda gördüğünüz çöreği bu şekilde hazırladım. 


Annemin tarifinden ayrılan ikinci ufak nokta ise tarife eklediğim krema oldu, kremayı süt ile değiştireblirsiniz, yani süt müktarı 300 ml'e çıkabilir veya krema süt karışımı olarak aynen kalabilir. Kremayı ekleme sebebim sütten daha yağlı dokusu ile çöreğin daha uzun süre yumuşak kalmasını sağlamaktı, bazı yabancı tarifte gördüğüm için denemek istedim ve sonucun başarılı olduğunu söyleyebilirim. 3 gün içinde bitirdiğimiz çörek 3. günde de ısıtılmadan yenebilecek kıvamdaydı. Verdiğim ölçü ile fotoğrafta gördüğünüz bir kocaman çörek, ufak bir çörek ve annemle hep yaptığımız ufak sarmal çörek çıktı. Doğal olarak sarmal çörek fotoğraf çekimine katılamadı, çünkü fırından çıkar çıkmaz tadına bakmak için yedik:) Biraz göz korkutan bir tarif ama deneyenler görecek, hiç korkuya gerek yok, biraz hamur deneyiminiz varsa kolayca uygulanabilir. Hadi evlerimizi mis gibi mahlep ve damla sakızı kokusu sarsın. 


Malzemeler:


- 4 yumurta 
- 1 su bardağı toz şeker 
- 250 gr tereyağ 
- 200 ml krema ( yerine süt de olur)
- 1 çay bardağı süt
- 1 paket kuru maya
- 1 yemek kaşığı damla sakızı tozu
- 1 yemek kaşığı tane mahlep 
- 1 çay kaşığı tuz
- 7 su bardağı un
- 2 yemek kaşığı file badem

 
Yapılışı:


İlk olarak sütümüzü hafifçe ılıtıyoruz, el yakmayacak kadar olmalı, içine bir yemek kaşığı toz şeker ve mayamızı ekliyoruz, karıştırıp 5 dakika kadar bekletiyoruz. Ayrı bir kapta tereyağını eritiyoruz, derin ve büyük bir kaseye ılık haldeki tereyağını, yumurtalarımızı( 1 yumurta sarısını ayırarak) toz şekeri, kremayı ve mayalı sütü ekleyip iyice karışmasını sağlıyoruz. Daha sonra damla sakızı tozunu (tane ise döverek toz haline getirin) ve döverek toz haline getirdiğimiz tane mahlebi ( elinizdeki toz mahlep ise onu da kullanabilirsiniz) ekliyoruz ve sonra parça parça unu ekleyip yoğuruyoruz. Hamur yumuşak ve unu eklerken yapışkan bir kıvamda olacak. Benim hamurum 7 bardak un ilke toparlandı, un miktarı biraz farkedebilir ( yumurta büyüklüğüne bağlı olarak) Hamur toparlanınca elimizi mutlaka temizlemek gerekiyor , aksi halde hamur gereğinden fazla un alabilir. 


Bu aşamaya gelince temiz eller ve hafif unlanmış tezgahta hamuru 5 dakika kadar yoğuruyoruz. Hamuru temiz bir kaseye alıp, üzerini kapatarak ve ortam serinse üzerini örterek en az 3-4 saat mayalanmaya bırakıyoruz. Ben 5-6 saat kadar mayalandırdım, annemle yaptığımız zamanlarda annem daha da uzun bekletirdi, yani ortam çok sıcak değilse 8-9 saat bile kalabilir. Ama ortam sıcaklığı yüksek ise hamurda ekşime olabilir dikkat etmek gerekir. Hamur göz göz olmuş ve koyduğumuz kabı doldurmuşsa hazır demektir. Hamuru yine tezgahımıza alıp biraz yoğurup fazla havasını alıyoruz. Artık şekil verebiliriz. Hamuru 5 parçaya bölüyoruz. Bir parçasını alıp, 3 eşit parçaya bölüp, her parçayı rulo yaparak saç örgüdü yapıyoruz. 3 parçayı tek tek alıp rulo yapıp, saç örgüsü yapıyoruz bu tabandaki büyük örgü oluyor. Kalan 2 parçayı birleştirip, yine 3 parçaya bölüyoruz ve yine saç örgüsü yapıyoruz, bu da büyük örgünün üzerine koyduğumuz örgü oluyor. Tabanda kalacak örgünün orta kısmına yani ikinci örgüyü koyacağımız kısıma elimizle boydanhafifçe bastırarak üstne gelecek örgü için yer hazırlıyoruz ve örgüyü üzerine yerleştiriyoruz. Sonra tüm çörekleri tepsiye alıp, 15 dakika kadar tepsi mayasını alması için bekletiyoruz, hamur biraz daha kabaracak bu süreçte. Sonra üzerine önceden ayırdığımız yumurta sarısını sürüp file badem serpiştiriyoruz. Badem yerine ceviz veya fındık olabilir, annemle genelde ceviz koyardık. Çöreklerimizi önceden ısıtılmış 180 derece fırında 35-40 dakika kadar pişiriyoruz. Pişirip fırından aldığımız çöreklerin ilk sıcaklığı geçince bir örtü ile örtüyoruz. Ilınınca dilimleyerek servis yapabiliriz, tek başına nefis olan bu lezzet, kahvaltılıklarla daha da güzel oluyor. Afiyet olsun...


Devamını Oku...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...